22 Ağustos 2011 Pazartesi

Serdar Çınar ile Röportaj


Türkiye’de Girişimci Olmak
Perşembe, 11 Ağustos  2011 15:30
Hep bahsederiz, ülkemizde girişimcilik yok ya da biz ülke olarak yeniliğe/değişime açık değiliz diye... Bir de hep yenilikleri yurt dışından taklit ettiğimizi söyler ve sonra da bundan hayıflanırız.
Oysa ki Türkiye’de –pek kimse yazmasa da- güzel şeyler de olmuyor değil! Ya da birileri görmezden gelmeye çalışsa da Türk gençleri adeta canlarını dişlerine takıp ülkelerine değer katmaya çalışıyorlar.
İşte bunlardan biri de genç girişimci Serdar ÇINAR...
Kendisi daha kariyerinin ilk başlamak üzere olduğu andan bugüne dek bir an olsun profesyonel hayatı düşünmemiş ve içindeki girişimci ruhu hep yaşatmış. Üniversite hayatının ilk yıllarından itibaren tutkusu olan girişimcilik, onu hem lisans hem de yüksek lisans yıllarında bir an olsun yalnız bırakmamış ve özellikle internet alanında yaptıklarıyla hep Türkiye’de daha önce yapılmamış işleri yapmaya çalışmış. Bugünlerde ise artık dünyaca bilinen ve yerli/yabancı fonların yatırım yapmak için büyük ilgi gösterdiği projesi beyazkutu.com ile göz dolduruyor.

Serdar Bey internet ile tanışmanız ve bu yolla para kazanma isteğiniz ilk olarak ne zaman ortaya çıktı?
Tabi ki jenerasyon olarak benim yaşıtım insanların internet ile tanışmaları çok küçük yaşlarda oldu ve ben kendimi bu sebeple şanslı adledenlerdenim. İlk olarak 13-14 yaşında tanıştığım internet benim algımda hep çok gizemli ve fırsatları yakalayabileceğim bir mecra niteliğinde yer oluşturdu. Dünyanın bu yeni trendinin bizim jenerasyonumuz için çok önemli bir şans olduğunu hissedebiliyordum.

Peki ticari olarak ilk faaliyetiniz ne zaman başladı?
2002 yılında üniversite hayatımın başlangıcıyla beraber ilk projeme başlamak istedim. Çünkü Türkiye’de üniversite hayatı ileriye yönelik tohumları atabilmeniz için çok elverişli ve nispeten rahat,düşük tempolu bir süreç... Tabi o yıllarda Türkiye’de internet kullanım oranları ve hele de e-ticaret hacmi bugüne kıyasla çok çok düşük, dünya ve özellikle de Amerika’da bu oranlar çok daha yüksek olduğundan kafamda beliren ilk düşünce ‘Türkiye üzerinden dünyaya bir şeyler satmak’ şeklinde gelişti. Tabi bu soruyu hemen takip eden soru da şu şekildeydi ‘peki Türkiye’den dünyaya ne satabilirim?’
Düşünmeye başladım ve özellikle de Türkiye’ye gelen turistlerin ülkemizde neler aldığı üzerine yoğunlaştım. Turistlerin en çok ziyaret ettiği yerlerde dolaştım ve gözlem yaptım. Tabi bu yerlerin en başında da ‘Tarihi yarım ada ve Kapalı Çarşı’ geliyor. Buralarda gözlem yapmak kafamda bambaşka dünyalar açtı... İngilizce ve Almanca bilen turistlerle birebir konuşmalar yaptım ve Türkiye’de en çok ne alışverişi yaptıklarını sordum. Aldığım cevap gözlemlerimle aynıydı ve turistler hep geleneksel/tradisyonel ürünler alıyorlardı. O an ingilizce bir e-ticaret sitesi yaparak tüm dünyaya geleneksel Osmanlı-Türk motiflerini taşıyan ürünlerin ( nargile, tavla, biblo, eşarp , oyuncak-biblo gibi aklınıza gelebilecek tüm Kapalı Çarşı ürünlerinin ) yer aldığı bir web sitesi kurmaya karar verdim.

O yıllarda 18 yaşında olan bir genç için oldukça iddialı bir karar... Bunu yapmak kolay oldu mu?
Elbette hiç kolay olmadı... Zaten Türkiye’de gençseniz herhangi bir konuda işiniz çok kolay değil. Buna bir de girişimci sıfatı eklenince, dünyanın belki de en zor yolunda yürüdüğünüzü düşünebilirsiniz.

İlk olarak ne gibi zorluklarla karşılaştınız?
Web sitesini teknik olarak yapmak benim için zor olmadı. Fakat uluslararası satış yapmak, ürün tedariği, para transferi, ürün gönderimi, yaptığınız işi webde tanıtmak gibi anabaşlıklar üstesinden gelmesi bir hayli zor problemler olarak karşıma çıktı. Ancak yılmadım ve hamdolsun ki bu sorunların tamamını aşabildim. Zaten o nokta girişimcilikteki en önemli kırılma noktası! Yani ‘yapamam, olmadı’ demekle ‘yaptım , oldu’ demek arası adeta Sır’at çizgisi gibi... Ümidinizi kırmadan bir kere tüm cesaretinizi toplar ve işe koyulursanız ve bunun sonucunda ilk siparişinizi alır, ilk prosesinizi tamamlar , ilk ürününüzü gönderir ve ilk paranızı kazanırsanız ondan sonra hiç bir şey sizi yolunuzdan alıkoyamaz! Önemli olan; işte bu ilk kırılma noktasını sorunsuz aşabilmek...

...ve siz o ilk kırılmayı atlattınız. Peki işler sonra nasıl gelişti?
Yurt dışı projesi tutmuşa benziyordu. Bir sipariş veren yine veriyor, yakın çevresine web sitesinden bahsediyor ve işler gitgide büyüyordu. Öyle ki; artık bir kişinin altından kalkamayacağı bir hal almıştı. Bu noktada farklı stratejiler geliştirerek ve hem işin operasyonel yükünü hafifletip, hem de ciroyu artırıcı hareketlerde bulundum. Bunlar da filizlerini vermişti ve artık ciddi paralar kazanan bir iş haline gelmişti. O günlerde kendi harçlıklarımdan biriktirerek kurduğum girişim, başlangıç sermayesinin yüzlerce katında ciro yapan bir işe dönüşmüştü ve artık daha profesyonel işler yapmam gerektiğini hissediyordum.

Bu nedenle de Türkiye içinde daha geniş hacimlerle iş yapabileceğim tarzda işler düşünmeye başladım. Bu paraloyla da bir dizi yeni e-ticaret projem oldu.

Uzunca bir yolda bir dizi projeden sonra da beyazkutu sanırım... Bu projeye nasıl başladınız?
2010 yılının başlarında sevgili büyüğüm Hamdi Külahçıoğlu ile biraraya gelip birlikte neler yapabileceğimizi konuşmuştuk. Kendisi modanın içinden gelen biriydi, bense e-ticaretle uğraşıyordum. Türkiye’de moda/tekstil alanında e-ticaret hacminin artacağını düşünüyorduk. O sıralarda private shopping siteleri şimdiki gibi ve mantar kıvamında değillerdi. Zaten biz çok daha farklı bir konseptte ve bırakın Türkiye’yi, dünyada pek olmayan bir model üzerine gitmeyi düşündük. Sadece dünyaca ünlü moda giyim markalarının sezon ürünlerini, müşterilerine çok özel avantajlarla sunan ve herşeyden önce de ‘kalite algısından ödün vermeyen’ bir internet işi kurmaya karar verdik.

Beyazkutu’nun private shopping sitelerinden ayrıldığı başlıca noktalar nelerdir?
Öncelikle beyazkutu sadece en seçkin markaların satıldığı bir internet sitesi. Yani her türlü markaya rastlayabileceğiniz bir yer değil. Sonra en önemli özelliği sezon ürünlerini satması. Yani devamlı yeni sezon ürünlerini koleksiyonlar halinde buluyorsunuz. Geçmiş sezonlara ait ve çok satmadığı, beğenilmediği için elde kalan ürünleri değil...

Peki son olarak şunu soralım... Bir müşteri sezon ürününü mağazadan almak yerine neden sizden alsın? Bu noktada sağladığınız net bir avantaj var mı?
Kesinlikle... Zaten beyazkutu farkını burada belli ediyor. Üzerine basarak ve altını çizerek söylüyorum ki; beyazkutu’dan alacağınız bir sezon ürününü Türkiye’nin başka hiç bir yerinden daha uygun fiyata alamazsınız. Çünkü orijinal bir sezon ürününün fiyatı Türkiye’nin her yerinde, ilgili markanın tüm mağazalarında aynıdır. Bizim sitemizde de aynı... Ancak biz –dönemsellikle beraber en az %10 olmakla beraber- müşterilerimize her aldıkları sezon ürününde beyazpuanlar veriyoruz. Bu oran; satın aldıkları ürünün minimum %10’u, maksimum %30’u arasında değişebiliyor. Ve buradan kazandıkları puanları sonraki alışverişlerinde kullanabiliyorlar. Bir örnekle de anlatmak gerekirse; Camper Pelotas bir ayakkabı Türkiye’nin her yerinde 399 TL iken, beyazkutu’da da 399 TL. Ancak eğer Camper Pelotas ayakkabınızı beyazkutu’dan alırsanız 40 TL değerinde beyazpuanı anında kazanıyor ve sonraki alışverişlerinizde rahatlıkla kullanabiliyorsunuz. Yani müşteri aslında informel olarak %10’luk bir indirim/avantaj sağlamış oluyor ve bu Türkiye’de bir ilk! Bir de dönemsel olarak gerçekleştirdiğimiz kampanyalarla bazen bu oranın %20 - %30 olduğunu düşünün! Bu çok ciddi bir avantaj sağlıyor ve bundan dolayı da ‘sadece orijinal, kaliteli ve sezon modasını giymek isteyen insaların’ değişmez adresi beyazkutu.com oluyor. Zaten bir kere alışveriş yapan bir müşteri çok büyük ihtimalle ikinci ve üçüncü alışverişini yapıyor... Sitemizdeki müşterilerin %10’un üzerindeki bir kısmı ardarda 20’nin üzerinden sipariş vermiş oluyor.

Sayın Serdar ÇINAR bize ayırdığınız zaman için teşekkür ederiz.

1 yorum: